Galatasaray’ın Fenerbahçe’yi nasıl yendiğini açıkladı: Hırs öfke inanç çarpıştı

3

Bazı maçlar vardır, sadece 90 dakikalık bir oyunun çok ötesindedir. Onlar, zamana karşı oynanır, hafızaya yazılır, taraftarın duygularına siner. Bu gece Kadıköy’de işte böyle bir maç oynandı. Sahada sadece iki takım değil; tarih, hırs, öfke, inanç ve belki de kader karşı karşıya geldi.
Bu çeyrek final, bir turnuva fikstürünün ötesinde, varoluşsal bir meydan okumaydı. Ezeli rakipler yalnızca birbirleriyle değil, kendi içsel hesaplarıyla da yüzleşti. Hayal kırıklıkları, bastırılmış arzular, ertelenmiş zafer düşleri… Hepsi sahanın görünmeyen çizgilerinde dolaştı. Bu bir futbol maçı değildi sadece. Bu, varlıkla yokluk arasında salınan bir hikayeydi.

Ve bu hikayede, Galatasaray varlığını hem fiziksel hem metafiziksel anlamda ortaya koydu; Fenerbahçe ise yokluğuyla sınandı. Sarı Kırmızılılar maça öyle bir baskı ve presle başladı ki, Fenerbahçe’nin oyunu daha ilk dakikalarda sarsıldı. İki pas üst üste yapamayan bir takım, kendi kimliğini sorgulamak zorunda kaldı. Gündüz halk satım alımı boykot ederken, akşam Fenerbahçe sanki futbolu boykot ediyordu.
Galatasaray orta sahayı ele geçirince, ön alan baskısı karşısında sahasından çıkmakta zorlanan Fenerbahçe belki de sezonun en yüksek pas hatası oranına ulaştı. Her kanattan gelen dalga dalga ataklar, Fenerbahçe savunmasının duvarında yankılanan çan sesleri gibiydi.
O çan sesleri Kadıköy’ü uyandırmayınca sahneye bir rüzgar gibi çıktı Osimhen. Afrika’nın özgür ruhunu taşıyan bu oyuncu, adeta fırtına gibi esti. 10. dakikada çevikliğiyle ve oyun zekâsıyla fileleri sarsarken, 20. dakikada penaltıyla farkı ikiye çıkardı. Henüz 27. dakikada, skorbord 2-0’ı gösterdiğinde, Fenerbahçe tribünlerinde zaman adeta donmuştu.
Bu şok hali, ancak devrenin sonuna doğru atlatılabildi. Szymanski’nin 45. dakikada gelen golü, bir kıvılcım olabilirdi.
Ancak, o kıvılcım Fenerbahçe adına beklenen yangını başlatamadı. İkinci yarıda iki takım da pozisyon üretmeye çalıştı, ancak hücumda daha organize ve etkili olan taraf Galatasaray’dı. Barış Alper’in direkten dönen şutu, gecenin Sarı-Kırmızılılar adına en büyük şanssızlığıydı. Fenerbahçe, Dzeko’dan Tadic’e, Maximen’e kadar tüm kozlarını sahaya sürdü ama kaderin rotasını değiştiremedi.

Maçın tansiyonu yükseldikçe, futbol dışı gerilim de tırmandı. Oyuncular centilmenlik çizgisinde kalmayı başarırken, oyundan çıkan Barış Alper’in ardından yedek kulübeleri karıştı. Güvenlik güçleri devreye girerken, maç yaklaşık 10 dakika durdu. Yaşanan arbedede Galatasaray’dan Barış ve Kerem, Fenerbahçe’den Mert Hakan ve yardımcı antrenör Foti kırmızı kartla oyun dışı kaldı.

Son düdükle birlikte tabelada yazan 2-1’lik Galatasaray zaferi, sadece bir galibiyet değildi. Bu sonuç, kupada bir turu geçmekten çok daha fazlasını ifade ediyordu. Galatasaray, Fenerbahçe’yi hem kupadan eledi hem de ligde şampiyonluğu yolunda psikolojik üstünlüğü tamamen eline geçirdi.

Her derbi bir aynadır. O aynada sadece rakibini değil, kendini de görürsün. Bu gece Galatasaray o aynaya baktı ve kendini güçlü, tutkulu ve var olan bir takım olarak gördü. Fenerbahçe ise aynada yalnızca bir boşluk gördü, yokluğunu izledi.

Mehmet Şimşek