Su şehrinde kaynaklar tükeniyor

Başak Nur GÖKÇAM

Dünyanın en eski şehirle­rinden biri olan İstanbul, milattan önce 658 yılın­da Sarayburnu mevkiinde kurul­du. Birçok medeniyete ev sahip­liği yapan şehir, su üzerine ku­rulu bir hayatla varlığını devam ettiriyor. İstanbul’un su yolculu­ğu üzerine çalışan İSKİ Strateji Geliştirme Daire Başkanı ve ay­nı zaman İTÜ Çevre Mühendis­liği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tuğba Ölmez Hancı, deniz­ler ile çevrelenen fakat sakinle­rine şehir dışındaki su havzala­rından su sağlanan İstanbul’un, dünya su kültürünün ve medeni­yetinin de merkezi olduğunu ha­tırlatıyor. Şehre su sağlamak için bulunan çözümlerin, İstanbul’un nüfusunun artmasına, artan nü­fusun ise yeni çözümler üretil­mesine sebep olduğunu belirten Ölmez, “Nüfus artışı ile beraber hızlı ve düzensiz kentleşme, plan­sız sanayileşme bunlara ek olarak iklim değişikliğinin etkileri İs­tanbul’un su kaynaklarının sür­dürülebilir yönetiminin farklı bir perspektif ile ele alınmasını zo­runlu kılmaktadır” dedi.

Dünyanın en kalabalık şehirle­rinden biri olan İstanbul’da nü­fus her geçen gün artmaya devam ediyor. Küresel ısınmanın verdiği yağışsızlık gibi temel meseleler­den de görüleceği gibi kaynak sı­nırsız değil, sayı arttıkça da hızla tükeniyor. Su teminine dayanan geleneksel su yönetimi yaklaşım­larının kentlerin günümüz ihti­yaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığına vurgu yapan Prof. Öl­mez, “Kentsel su yönetiminde kullanılan geleneksel yaklaşım­lar, su arzını talebi, atık su arıtma tesisleri gibi değişkenleri kontrol etmeyi ve belirsizlikleri azaltma­yı hedefleyen büyük ölçekli mer­kezi bir altyapının planlanması­nı temel almaktadır. İstanbul için önceki dönemlerde içme suyu temini ve atık suların arıtılması alanındaki eksiklikleri gidermek maksadıyla büyük ölçekli altyapı geliştirme çalışmalarına odaklan­dığı bir bakış açısına rastlanmak­tadır. Ancak, günümüzde kentler­de karşılaşılan su sorunlarını çö­zebilmek için tüm su döngüsünün bir bütün olarak ele alınması ge­rekmektedir” diye konuştu.

Kent toplumlarının kentin su temin hizmetleri, atık su ve yağ­mur suyu yönetimi gibi alanlarda gelecekte ortaya çıkabilecek be­lirsizlikler karşısında direnç ge­liştirilmesi konusundaki farkın­dalığı giderek arttığına dikkat çeken Ölmez, “Dirençlilik ve su yönetimi alanında iyileşme sağla­mak amacıyla yürütülecek faali­yetlere temel teşkil eden şemsiye çerçeve olarak “Suya Duyarlı Şe­hir” kavramı tüm dünyada benim­senmeye başlamıştır. Suya Du­yarlı Şehir kavramı geliştirilirken suyun kentsel hizmetlerin hemen hepsi için vazgeçilmez bir unsur olduğu kabul edilmiştir. Suya Du­yarlı Şehir kavramı ile şehrin su ihtiyaçlarını karşılayan bütünsel ve entegre su döngüsü yönetimi temel alınarak, aynı zamanda ya­şanabilirlik ile ilişkili bir dizi fay­da sağlamaktadır” dedi.

Yeşille maviyi bir araya getirelim

Suya duyarlı kentsel tasarımla­rın önemine değinen Ölmez, do­ğal altyapıları şehrin çehresiyle bütünleştirerek bunlara su iyileş­tirme işlevleri kazandırdığını ve aynı zamanda da estetik bir çev­resel görünüm ve kent ısı adası et­kilerini azaltma gibi ikincil fayda sağladığını söylüyor. “Bütünleşik katılımcı arazi kullanımı, su plan­laması, taşkına karşı direncin ar­tırılmasına yönelik havza temel­li yaklaşımların benimsenmesi­ni sağlamakta, yeşille maviyi bir araya getirerek kentsel ayak izi içerisinde ekosistem ve rekreas­yon alanları inşa etmektedir” di­yen Ölmez, şehrin her yerinde bu­lunan ve sulama faaliyetleri ile in­şa edilen yeşil alanlarda eğlenen ve suyla daima iç içe olan halka su hizmetleri sistemine de daha et­kin şekilde katılma fırsatı sundu­ğunu ekliyor.

Halkın su ile kurduğu bağın, halkın aidiyet hissi ve kimlik duy­gusunu güçlendirdiği için, top­lum içinde bu konuda bir uyum ortaya çıktığını söyleyen Tuğba Ölmez Hancı, “Yerel yönetim­ler, kentsel tasarımlarda özellik­le meydan tasarımlarında, suyun iyileştirici, ferahlatıcı ve temizle­yici gücünden ilham alarak proje­ler geliştirmektedir” dedi.

Acilen uygulamaya geçilmesi gerek

Günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yarısının kentsel alanlarda yaşadığını ve bu oranın 2050’ye kadar üçte ikiye çıkacağının öngörüldüğünü söyleyen Tuğba Ölmez, “Kentlerde yoğunlaşan nüfus ve olası iklim değişiminin etkisi göz önünde tutulursa, geleceğin şehirlerinin sürdürülebilir ve dayanıklı olması ayrıca yüksek yaşam standartlarını sağlayacak unsurları içermesi kaçınılmazdır.

Bir İstanbullu olarak, kente bireysel ve kamusal olarak sunulan hizmet sırasında insanı ile çevreyi önceliklendirerek, yaşamın her aşamasında suya duyarlı şehir kavramını benimseyerek çalışmak gerekmektedir.

Bu hedefe ulaşmak için stratejiler oluşturulurken ortak akıl ile hareket edilmeli ve şehirlerin gelecek sahipleri için yaşanabilir kent tasarımları ivedilikle uygulamaya konmalıdır” önerisinde bulundu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir